Altıncı Kapı: İlim, Hikmet ve Marifet (Bilgiden Hakikate)
İlim, Hikmet ve Marifet — Bilgiden Hakikate
Bakara 269 · Fâtır 28 · Zümer 9 · Tâhâ 114
Kavramsal Köprüler
İlim: Bir şeyi olduğu gibi, gerçeğe uygun olarak bilmek; zihnin cehalet karanlığından kurtulup aydınlanmasıdır.
Hikmet: İlim ile amelin tam bir uyum içinde olması; eşyanın hakikatini kavrayıp her şeyi yerli yerine koyma yetisidir.
Haşyet: Bilgi arttıkça kalpte derinleşen, Yaratıcı’nın azameti karşısında duyulan hayranlık dolu ürperiş ve edeptir.
Bakara Suresi, 269. Ayet
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bunu ancak derin kavrayış sahipleri tefekkür eder.”
Bakara · 269. Ayet
Fahreddin Razi, hikmeti “doğru bilgiye dayalı isabetli eylem” olarak tarif eder. Kuru bir bilgi (ilim) insanı kibre sürükleyebilir; ancak hikmet insanı tevazuya ve dengeye taşır. Razi der ki: “Dünya hayatının karmaşasında neyin değerli, neyin geçici olduğunu ayırabilmek en büyük hikmettir.” Çok bilen değil, bildiğiyle doğruyu inşa eden “hakim”dir.
“Hikmet odur ki, kâinatı bir kitap gibi okuyasın,
Her zerrenin dilinden ilahi sırları duyasın.”
— Erzurumlu İbrahim Hakkı
Gerçek hikmet, şu kâinatı satır satır bir kitap gibi okuyabilmektir. Öyle bir kulak ve gönül sahibi olmalısın ki; her zerrenin fısıldadığı ilahi sırları işitebilesin.
Fâtır Suresi, 28. Ayet
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
“Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan (gereğince) korkar (haşyet duyar).”
Fâtır · 28. Ayet
İbn Kesir, bu ayetle “gerçek alim” tanımını yeniden yapar. Alim, bildiği her hakikatle Rabbine bir adım daha yaklaşan ve O’nun azameti karşısında hayranlığı artan kişidir. İbn Kesir der ki: “Marifet (tanıma) arttıkça haşyet (hürmet dolu korku) de artar.” Kalbinde haşyet üretmeyen bir bilgi, ruhun üzerinde sadece bir yüktür. Gerçek ilim, insanı bencil bir “ben” duygusundan kurtarıp “O”nun karşısında hiçliğe erdiren bir ışıktır.
“İlim meclislerinde aradım, kıldım talep,
İlim geride kaldı, illâ edeb illâ edeb.”
— Yunus Emre
Gezdiğim tüm ilim meclislerinde bilgi aradım. Fakat gördüm ki asıl olan, her şeyin önünde gelen ve her şeyi kuşatan şey edeptir (ahlaktır).
Zümer Suresi, 9. Ayet
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ ۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ
“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Doğrusu ancak akıl sahipleri tefekkür eder.”
Zümer · 9. Ayet
Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayeti varoluşsal bir seviye farkı olarak açıklar. “Bilen”, hakikati fark eden ve hayatını buna göre tanzim edendir. Elmalılı der ki: “Bilgi sadece zihnin bir süsü değil, ruhun bir gıdası ve yolun ışığıdır.” Tefekkür, bizi taklitçilikten kurtarıp “tahkiki” (araştıran ve emin olan) bir bilince taşır. Gerçek bilgi insanı özgürleştirir; zira hakikati bilen, geçici korkuların esiri olmaz.
“Cahil ile sohbet etmek güçtür bilene,
İlim bir hazinedir, arayıp da bulana.”
— Fuzûlî
Hakikati bilen biri için cehalette direnen biriyle vakit geçirmek dünyanın en ağır yüküdür. Öte yandan gerçek bilgi, peşinden koşup keşfeden kişi için paha biçilemez bir hazinedir.
Tâhâ Suresi, 114. Ayet
وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
“De ki: ‘Rabbim! Benim ilmimi artır.'”
Tâhâ · 114. Ayet
İsmail Hakkı Bursevi, bu duayı ilahi bir edep dersi olarak niteler. Peygamberimize (s.a.v) bile “ilmimi artır” demesi emrediliyorsa, insan için ilimde bir “son” veya “oldum” makamı yoktur. Bursevi der ki: “İlimde artış, sadece malumatın çoğalması değil, kalpteki yakin ve keşif nurlarının artmasıdır.” İlim arttıkça tevazu da artmalıdır; zira daha çok bilen, ne kadar az bildiğini daha iyi anlar.
“İlim sonu gelmez bir deryâdır inan,
Katrede boğulma, ummâna dal her an.”
— Mevlâna
İlim ve hakikat, sonu olmayan uçsuz bucaksız bir okyanus gibidir. Küçük su damlasında (geçici dertlerde, sığ bilgilerde) boğulup kalma; her an o devasa hakikat ummanına dalmaya çalış.
Hadis-i Şerif
“Hikmet, müminin yitik malıdır; onu nerede bulursa almaya en çok o hak sahibidir.”
Tirmizî, İlim 19
Bu hadis, müminin zihinsel dünyasını evrensel bir ufka açar. Bilgi ve hikmetin coğrafyası, rengi veya aidiyeti yoktur. Hakikat nerede tecelli ederse etsin, mümin onu “kendi malı” gibi sahiplenmeli ve hayatına katmalıdır. Tefekkür, ön yargılardan arınmış bir zihinle dünyadaki tüm güzellikleri ve doğruları toplayıp bir “hikmet bütünlüğü” oluşturma çabasıdır.
Derin Tefekkür
An’da Tezahür
“Şu an öğrendiğim veya tanık olduğum bu şey, beni Yaratıcı’ya ve özüme bir adım daha yaklaştırıyor mu?”
Hayata Yansımalar — Sorgulama
3 Comments